This post is also available in: Français (French) English العربية (Arabic)
Türkiye’de isteğe bağlı kürtaj belli bir haftaya kadar yasal ancak son 10 yıldır kadınlar kürtaj yaptırmak için hastanelere ve kadın doğum uzmanlarına ulaşmakta zorluk yaşıyor. Bunun ise iktidarda olan Ak Parti’nin bir politikası olduğu belirtiliyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde, “Küreselleşen Dünyada Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi” temasıyla Mayıs 2025’te düzenlenen Uluslararası Aile Forumu'nda yaptığı konuşmada,“2026-2035 dönemini 'Aile ve Nüfus 10 Yılı' ilan ediyoruz. Bu 10 yıl içerisinde iş hayatından eğitime, kültürden şehir planlamasına, teknolojiden sosyal politikalara kadar aileyi merkeze alan güçlü adımlar atacağız” dedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aynı forumda “Kürtaj cinayettir" sözlerini de sarf etti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri kadın örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. Çünkü kadınlar sağ muhafazakar bir iktidar olan Ak Parti’nin yönetime geldiği 2002 yılından beri kadınların bedenleri ve yaşamları hakkında özgür karar vermelerini engelleyecek politikalar ürettiğini düşünüyor.
Erdoğan ‘cinayet’ dedi yasal olmasına rağmen kürtaj yasaklandı
Recep Tayyip Erdoğan, daha önce de benzer ifadeler kullanmıştı. Başbakan olduğu 2012 yılında, Uluslararası Parlamenterler Konferansı'nda sezaryen doğuma karşı olduğunu ve “kürtajın cinayet” olduğunu belirtmişti.
Erdoğan’ın 2012’de sarf ettiği sözlerin ardından kürtaj bir hak olmaktan çıkarıldı. Kürtaj, yasalarla güvence altına alınmış gibi görünse de fiili olarak imkansız, zorlu ya da şarta bağlı.
Türkiye’de isteğe bağlı kürtaj 1983’te yasallaştı, kanunen gebeliklerin 10’uncu hafta sonuna kadar, kadının saldırıya maruz bırakılması durumunda ise 20’nci hafta sonuna kadar gebeliğin sonlandırılması yasal. Ancak ülkenin pek çok kentinde kürtaj yapan devlet hastaneleri sayılı. Devlet hastanelerinde kadınlar, doktorların keyfi engellemeleri ile karşılaşıyor. Özel hastaneler ise yüksek ücretler istiyor. Bu ücretleri ödeyemeyen kadınlar bu haktan mahrum kalıyor ya da “merdiven altı” denilen merkezlere yönelerek hayatlarını tehlikeye atıyor.
Kürtaj karşıtı söylemler ve yükselen muhafazakarlık, hem kürtajı hem de cinsel sağlık hizmetlerine ulaşımı imkansız kılıyor. Evli olmayan kadınlar toplum baskısı ve aile korkusu nedeniyle kürtaj işleminin gizli kalmasını istiyor, evli olmayan kadınların kürtaj talebi neredeyse hiç karşılanmıyorken, evli kadınlar için ise kürtajın koca iznine bağlı olması kadınların kendi bedenleri hakkında karar vermelerini zorlaştırıyor.
DAKAH - DER: İktidarın doğum yanlısı söylemlerinin etkisi büyük
Dayanışmanın Kadın Hali (DAKAH-DER), başta üniversite öğrencisi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara cinsel sağlık, kürtaj hakkı ve şiddete karşı çeşitli eğitimler veriyor. Derneğin Avukatlarından Cansel Talay’a göre; iktidarın doğum yanlısı söylemleri, iktidara geldiği günden beri çok çocuk yapmayı özendiren politikaları, anneliği kadının “tek toplumsal rolü” olarak dayatıyor. Bu söylemler hem kadınların kendi yaşam tercihlerini baskılıyor, hem de cinsel sağlık ve doğum kontrol hizmetleri için ayrılan kaynakların azalmasına yol açıyor. Cansel Talay, “Kadınlar kendi bedenleri hakkında karar verdiklerinde suçluluk ve baskı duygusuyla karşılaşıyor. İktidarın ‘en az üç çocuk yapın’ söylemi, yalnızca politik değil, aynı zamanda kadınların gündelik yaşamına nüfuz eden toplumsal bir kontrol biçimi haline geliyor” diyor.
Cansel Talay, kadınların yaşadıkları zorlukları ve alternatif yollarını şöyle özetliyor: “Kondom ya da doğum kontrol hapı gibi yöntemleri gizlice kullanmak, sağlık bilgisine alternatif yollarla erişmek ya da kadın dayanışma ağlarına başvurmak, bu stratejilerden bazıları. Bu, her türlü baskıya rağmen kadınların kendi cinselliklerini sahiplenme iradesinin bir göstergesi. Feminist hareket, kürtaj hakkını yalnızca bir tıbbi mesele değil, kadınların özgürlüğü ve özneliği meselesi olarak tanımlıyor. ‘Bizim bedenimiz, bizim kararımız’ diyerek, bu hakkın devletin ya da erkeklerin değil, kadınların kendisine ait olduğunu vurguluyor.”
Kadın örgütleri kürtaj hakkı önündeki engellerin iktidarın kürtaj karşıtı söylemleriyle daha da derinleştiğini düşünüyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kürtaj karşıtı söylemleri hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hem de Sağlık Bakanlığı’nın programları her yıl, aileyi, evliliği ve çok çocuk yapmayı kutsayan ve çeşitli farkındalık kampanyalarıyla çok çocuk yapmayı özendiren projelerle dolu.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kürtaj karşıtı bazı söylemleri şu şekilde:
“*Her kürtaj bir Uludere’dir. (Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünden kaçakçılık için Irak'a geçmeye çalışan 17’si çocuk 34 kişinin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düzenlediği hava saldırılarında hayatını kaybetmesi olayı) Bu milleti bu tür bir tehditten kurtarmamız lazım. Bunun yasal düzenlemesi gerekiyorsa, bunu da yapacağız. (2012)
*Zürriyetimizi artıracağız. Neslimizi çoğaltacağız nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz. (2016)
*Kürtaj cinayettir en az 3 çocuk. (2025)”
Cansel Talay, bu söylemlerin hem toplum, hem kadınlar hem de kürtaj yapacak hekimler üzerinde bir baskı kurduğunu ifade ediyor. Kültürel ve dini baskılar nedeniyle kürtajın bir tabuya döndüğünü belirtiyor ve şöyle diyor: “Bu nedenle çok fazla başvuru aldığımız söylenemez. Az sayıda kadın bu sorunla bize danışmak üzere başvurdu. Önümüzdeki süreçte dernek olarak Dijital Dayanışma çalışmamızda yaptığımız gibi kadınlara hem Türkçe hem Kürtçe içeriklerle ulaşmayı, hukuki ve sağlık boyutlarını anlatan rehberler hazırlamayı ve saha çalışmalarıyla kadınları bilinçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bizler ücretsiz bir şekilde kadınlara hukuki destek sunuyoruz, güvenilir sağlık kurumlarına yönlendiriyoruz ve dayanışma ağlarını devreye sokuyoruz.”
2025 ‘Aile Yılı’ ilan edildi
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2024 yılında 280 kadın evli oldukları erkek, baba, oğul veya erkek bir akraba tarafından öldürüldü. 2025’in ilk 8 ayında ise 201 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Cinayetlerin yüzde 57'si kadınların kendi evlerinde yaşandı.
Türkiye’deki kadın örgütleri 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesinin kürtaja erişimi daha da zorlaştıracağını sorunları daha da derinleştireceğine inanıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Aile Yılı" desteği kapsamında 1 Ocak 2025 tarihinden sonra doğan çocuklar için anneye 500 lira yardım yapılacağı açıklandı. 1 Ocak 2025’ten sonra 4 çocuk dünyaya getiren bir annenin hesabına toplam 11 bin 500 lira yatırılacak.
Cansel Talay, tüm bu projelerin doğurganlığı artırmaya yönelik olduğunu söylüyor.
Evliliğe teşvik paketleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğurganlık hızının artırılmasını, nüfus politikalarının öncelikli hedefi haline getirdiklerini kaydetti. Erdoğan'ın açıklamaları arasında dikkat çeken maddelerden biri de, 6 Şubat depremlerinden sonra depremzedeler için kurulan Aile ve Gençlik Fonu'nun kapsamının tüm ülkeye yayılması oldu. Cumhurbaşkanı, bu fon bünyesinde yeni aile kuracak çiftlerin faizsiz ve iki yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli 150 bin liralık krediye başvurabileceğini duyurdu.
Vajinal ve sezaryan doğum tartışması
Türkiye’de kadınların bedenleri hakkında karar vermelerinin önüne set çeken bir başka gündem de vajinal ve sezaryan doğum tartışması oldu.
Türkiye'de her 100 doğumun 61'i sezaryen ile olmaktadır.
Sağlık Bakanlığı, tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezaryen oranlarını azaltmak ve vajinal doğumu teşvik etmek amacıyla ‘Normal Doğum Eylem Planı’ hayata geçirdi. Ayrıca normal doğum yapan gebeler için ek ödemeler yapılması gibi mali teşvikler de bu planın bir parçası oldu.
Kadının İnsan Hakları Derneği (KİH), Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Women on Web işbirliğiyle yürütülen “Kürtaj Hakkım” projesi kapsamında düzenlenen Uluslararası Kürtaj Mücadeleleri Konferansı 11 Ekim’de yapıldı. Türkiye’de kürtaj hakkı üzerine düzenlenen ilk uluslararası feminist konferans olma özelliğini taşıyan etkinliğe katılan Rosa Kadın Derneği Üyesi Esra Çiçek, Ortadoğu ve dünyadan birçok kadının kürtaj deneyiminin farklılık gösterdiğini söylüyor.
‘Bir devlet politikası’
Esra Çiçek, “Türkiye’de kadınların kürtaj hakkına ulaşamamasının en büyük nedeni dini nedenler. Bir diğeri de devletin politikaları. Devlet nüfus planlamasıyla ilgili kürtaj olmanın önünü kapatan uygulamalar yapıyor” diyor.
2012 yılında Van'da tecavüze uğrayan bir kadın kürtaj için hastaneye başvurdu, hamileliği 10 haftayı geçtiği için savcılık izni istendi. Öldürülme korkusu ile tecavüze uğramasına rağmen şikayetçi olamayan kadın, kürtaj yaptırmak için savcıdan izin alamadı. Savcı kadına “Böyle bir yazı veremeyiz. Sadece isterseniz kadını koruma altına alalım. Doğum yaptıktan sonra da bebeği istemezse devlet bakar” yanıtını verdi.
Esra Çiçek, 2012 yılında sarf edilen bu sözleri hatırlatıyor ve şöyle diyor: “Sonraki yıllarda da istenmeyen gebelik için bize ulaşanlar oldu dernek olarak sağlık örgütlerine ulaşmaya çalıştık. Kadınlar bir hafta ile yasal sınırı aşmışlardı. Kayıtlara geçmesini istemiyorlardı bir kadın eğer evli değilse kadın doğum uzmanına gidiyorsa babasına mesaj gidiyor. Bu uygulama nedeniyle her kadın rahatlıkla gidemiyor.”
‘İlaçların Türkiye’ye girmesi yasak’
Kadınların kürtaj olmak alternatif yollara başvurmak zorunda kaldığını anlatıyor Esra Çiçek, “Bazı ilaçlar var. Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği bir uygulama. Bu uygulama ile kürtaj olmak isteyen kadınlara bazı ilaçlar gönderiliyor. Bu uygulama kadınların yüzde 97’desinde etkili oluyor. Ancak bu ilaçların Türkiye’ye girmesi yasak. Bir site üzerinden kadınlar onlara ulaşıyor ve ilaçlar her ülkeye gönderiliyor ancak bizim ülkemizde kadınlar bundan da faydalanamıyor.”
Esra Çiçek şöyle devam ediyor:
“Gebeliği 8 haftayı geçen ve kürtaj olmak isteyen bir kadına ‘8 hafta geçildi kürtaj yapılamaz’ denilmiş. Kadın doğurmak zorunda kalmış. Kapalı toplumlarda bazı şeyleri konuşmak bile zorlayıcı, çünkü kutsal aile söylemlerinin ayyuka çıktığı bir dönemde kadınlara haklarını anlatmak kolay olmuyor. ‘Her kürtaj bir Uluderedir’ söylemi de insanlar üzerinde etkili oluyor tabi. Bunlar insanların hafızasında bir şeyler bırakıyor. Yasalar işlenmediği için hekimlerin de çekincesi var. Hekime yaptırım uygulanıyor.”
Türkiye’de iktidarın kadın düşmanı politikalar ürettiğini ve kadınlara savaş açtığını kaydediyor Esra Çiçek ve kadınların yaşam hakkının yok sayıldığını belirtiyor.
Esra Çiçek, Türkiye’de hem “Aile Yılı” tartışmaları hem “vajinal doğum tartışmalarının” kadınlar üzerindeki baskıyı artıracağı kaygısı taşıyor. Kadınların ailenin demokratikleştirilmeden evliliğin özendirilmesinin kadına yönelik şiddeti artıracağını belirtiyor.
Bu tür devlet projeleriyle kürtaj önündeki engellere yenilerinin ekleneceğini belirtiyor ve şöyle diyor, “Kürtaj bir insan hakkıdır, kadınların bu hakka ulaşması için biz elimizden geleni yapacağız.”
Fotoğraf: Jon Tyson / Unsplash.
Bu makale, Rosa Luxemburg Vakfı’nın Tunus Ofisi’nin desteğiyle hazırlanmıştır.
